Menü
Hakkımızda Seriler Premium Duyurular Kadro
Persona Sürümleri

RETSU

Geri Hoş Geldin

veya e-posta ile

Bölüm 1

Gerçekten korkunç ve zalim bir kadındı! Ailesini mahveden ve kendi nişanlısını öldüren kötü kadın sonunda ölüyordu!

Roxelyn Bellion’un idamını hakkında haberleri duyanlar kahkahaya boğuldular, hepsi arındıklarını hissettiler.

Bellion Ailesi tarafından uzun zamandır kenara atılan soylu leydi.

Nişanlısını yiyip bitirince hayatta kalan cezbedici güzellik.

Doğanın kanunları tarafından bile terk edilen acımasız kadın.

Dünyayı yıkan zalim cadı.

Onu tanıtan çok fazla kelime vardı lakin hiçbiri güzel kelimeler değildi.

Roxelyn yediği onca lakaba karşı hiçbir şey hissetmeyen biriydi.

Şap!

Roxelyn, tenindeki acıyla kalan tek gözünü yavaşça açtı.

Uzun zaman önce bir gözünü kaybetmişti, bir sürü parmağı yoktu ve sadece bir kulağı kalmıştı.

Onu tanımlamak için kullanılan abartılı sıfatların aksine nemli ve küflü bir yeraltı zindanın içinde; neredeyse ölümün eşiğindeydi ve nefes almakta bile zorlanıyordu.

Tabii bu, Roxelyn’in korkuyla titrediği anlamına gelmiyordu.

Saçı kavranıp geriye çekilse bile onu tutan insana bakmak için gözünü açmaya zorladı.

“Haha, şu zavallı haline de bi’ bak.”

Yüzü çillerle kaplı ve iri yarı olan bir adam, mendiliyle damlayan teri silerken konuştu.

“Hadi ama, leydim. Seni almayı teklif ettiğimde dizini kırıp oturacaktın ve minnettar olacaktın! Gerçekten senin gibi bir kadınla evlenmeye hazırdım.”

Roxelyn kaşlarını çattı.

Çünkü kim olduğunu anlayamamıştı.

Ancak bulanık görüşünün ötesinde bakışlarını biraz daha kaydırdıktan sonra boğuk ve kuru bir sesle sorabildi.

“Sen kimsin?”

Roxelyn’in kendisini tanımaması yüzünden aşağılanmış hissetmiş olsun ya da olmasın, adamın yüzü bir anda kıpkırmızı oldu.

“Seni aptal! Senin gibi birine kötü kadın veya cadı demeleri ne saçma ama! Sanki senin gibi bir aptalın değeri varmış gibi!”

Ağır vücudunu demir parmaklıkların arasından onu tekmelemek için hareket ettirdi ve ancak yorulduğunda durdu.

“Bununla birlikte, o aptal kafan bile düzgün çalışmaya başlar umarım!”

Roxelyn sırıttı.

Onun bu pis olukta bile solmayan güzel ve ışıltılı gülümsemesiyle bir anlığına tereddüt etti.

Soluk tenli ve güzel kadınlar yaralanmış olmalarına rağmen zarafetlerinden hiçbir şey kaybetmiyordu, bu da doğal olarak iç karartıcı bir sahiplenme duygusu uyandırıyordu.

“Ah, özür dilerim. Baron Gilbert mıydın? Gördüğün üzere bir gözümü kaybettim, o yüzden bu kadar önemsiz birini tanıyamadığım için beni mazur gör lütfen.

Öhö.

Roxelyn, solgun yüzüyle kan kusarken bile soğukkanlı ve kibirli bir şekilde konuştu.

“Seni var ya..! Ben Gilbert değil, Robert’ım!”

Robert kavradığı saçı şiddetle salladı.

Kir ve kanla kaplı güzel beyaz saçı hareketle sallandı.

Roxelyn önünde nefes nefese kalan adama baktı.

Ondan yirmi yaş büyüktü, ilk balosundan beri ona durmaksızın istenmeyen yakınlaşmalarda bulanan biriydi.

“Ah, öyle mi?”

Roxelyn acırcasına konuştu ama gözleri alayla doluydu.

“Lakin tipim değilsin ki.”

Roxelyn alaycı bir gülümsemeyle söyledi.

“Beni bu kadar sevdiğini bilmiyordum. Sana yöntemini anlatmalıydım ya.”

Roxelyn, bu durumda bile meraklı görünen sıkıcı ve aptal adamla konuştu.

Veliaht prensin neden bu gereksiz adamı zindana doğru yolladığını anladığını düşündü.

“Baron Robert, bana yürüyeceksen şu kokuşmuş ve şişkin vücuduna bi’ bakmaya ne dersin? Bir de, o sönük zekana ve kendinden yirmi yaş daha genç bir kadına asılmak için gereken vicdanına da bi’ bakmalısın. Ayrıca bana bu kadar yakın konuşmamanı tavsiye ederim. Nefesin kokuyor da. Midem oldukça hassastır.”

“Seni var ya..!”

“Eski Baron Gilbert huzurla yatamıyordur. Adamın yetmiş yaşını geçene kadar bu unvanı elinde tutması ve ancak öldükten sonra sana devretmesi hiç de şaşırtıcı değil. O durumda bile rahmetli Baron, yetkinliğinin yetersizliği yüzünden yakınıyor olurdu.”

Yüzü kırmızıya ve mora döndü, patlamak üzere olan bir kirpi balığı gibi şişti.

Şıngır.

Metalin keskin sesi yankılandı.

“Kapa çeneni, seni aşağılık..!”

Roxelyn, Robert’ın kılıcına baktı.

Yeni imparatorun istediği gibi darağacında durmaya niyeti yoktu.

Onun ölümünü halkın desteğini pekiştirmek amacıyla düzenlenen bir gösteri olarak göstermeye niyetli gözüküyordu ama Roxelyn bu kadar kolay kullanılmak istemiyordu.

Onun sadece cesedini görecekti.

Karşısındaki bu aşağılık kompleksi yığını, büyük bir vatan haini öldüreceği için onun yerine darağacına çıkmak zorunda kalacaktı.

Bu adam Roxelyn’in kullanabileceği en iyi araçtı.

Sadece onu biraz daha kışkırtmam lazım…

Roxelyn ağzını açtı.

“Benim gibi aşağılık biri bile senin gibi kokuşmuş bir domuzdan iğreniyor.”

“Seni sürtük..!”

Kılıcın ucu Roxelyn’in kalbini parçalamak üzereydi.

Sonunda.

Yumuşak ama yetkin ve sakin bir ses sefil kana susamışlığı kesti.

“Yeter bu kadar, Baron Robert.”

“M-Marki Gerran?”

Roxelyn sesi tanıdığı anda parmaklıkların arasından geçen kılıcı kavradı ve kendine çekti.

“Hah! Ne oluyor be?”

Kılıcı nerdeyse Roxelyn’e doğru düşen Baron Robert, geç de olsa güç uygulayıp kılıcı geri çekti.

Bir kesme sesiyle kılıçtaki kavrayışını kaybedince elinden kan damladı.

Adım, adım.

Kasten adım sesleri yaratarak kırklı yaşlarının sonlarında gibi görünen orta yaşlı bir adam, uzun gölgelerin arasından yavaşça ortaya çıktı.

“Seni ölmek için kullanmaya çalışıyor. Onu öldürürsen onun yerine darağacında olacak kişi sen olacaksın.”

Ses yumuşaktı ve neredeyse nazik geliyordu.

Roxelyn’in yüzü öfkeyle buruştu.

Birkaç kelimeyle öfkeli ve nefes nefese olan Robert’ı sakinleştirdi, onu zindandan yolladı; Roxelyn’in önünde kocaman bir gülümsemeyle durdu.

“İyi öğlenler, Roxelyn. O güzel yüzüne ne olmuş öyle? O aptal gücünün farkına varamayıp seni baya bi’ benzetmiş.”

Biraz acıma olan sesin tonuyla Roxelyn gözlerini kıstı ve sessiz kaldı.

Geriye çekilmeden önce Roxelyn’in yanağındaki kanı sildi.

O Geron Wilbrid’tı.

Roxelyn’i iz bırakmadan kaçak hayatı sürerken bizzat yakalayan ve hapse atan adamdı. Onun ezeli düşmanıydı.

Robert ile alay eden bakışlar delici bir bakışa döndü.

“Bana acımaya mı geldin? Yoksa alay etmeye mi? Son ana kadar karışıyorsun.”

“Sadece sana bir şans vermeye çalışıyorum.”

“Her adımımı engelleyen birinden bunu duymak istemiyorum.”

Paramparça olmasına rağmen sırtını hala dik tutan komik rakibine baktı ve kısık bir kahkaha attı.

“Dünya çok sıkıcı. Sıkıcı ve tekdüze… Nadir bir eğlence beklenmedik bir anda hemencecik bitiveriyor.”

Aşağıya bakan orta yaşlı adam, Roxelyn’i izledi.

Roxelyn kaşlarını çattı.

Diğerlerinden öte bu adam, Roxelyn’in uzun zamandır anlayamadığı bir adamdı.

Bir gün onun koruması gibi davranırdı, başka bir gün kılıcını doğrulturdu ve başka bir gün de onu saklardı. Ancak son zamanlarda altı ayda bir onu amansızca takip ederek nihayet onu yakaladı ve onu hapishanede çürümesi için hapsetti.

“Paralel evrenlere inanır mısın, Roxelyn?”

Hiç kaybolmayan gülümsemesiyle sordu.

Gözlerinin köşeleri hafifçe aşağı doğru kıvrılmıştı, saçları düzgünce geriye taranmıştı ama dağınık saç teli belli bir rahatlığı yansıtıyordu.

Üniforma yerine bir takım elbiseyle palto giymişti.

Görünüşü saflaştırılmış ve gerçekten zarif bir adamdı ama aslında okunması imkansız ve inanılmaz şiddet dolu biriydi.

Şiddet dolu gözleri nadiren duygu gösteriyordu ve dudaklarında her zaman bir gülümseme vardı.

“Bu sefer ne tür bir saçmalık bu, Gerran?”

Bu yüzden Roxelyn ondan nefret ediyordu.

“Sadece bana bu kadar sertsin. Kalbimi kırıyorsun.”

“...”

Roxelyn ona dik dik baktığında hala kusursuz bir tavır sergileyen adam, omuzlarını silkti.

“Ne? Zilbern Dande’nin kitabında bile var. Dünyada seçimlere dayalı sayısız dönüm noktası var ve bu dönüm noktalarına bağlı olarak aynı dünya birçok farklı dala ayrılabilir.”

“Ayrıca o adamı bir sapkın olarak gördüler ve kazıkta yakıldı. Kitap da yasaklanmış kitaplar arasında yer alıyordu.”

“İkimizin de okuduğu kitap.”

Roxelyn’in saldırgan sözlerine kısık bir kahkahayla cevap verdi. Kir ve kanla kaplı zemine tek dizinin üzerine çöktü ve Roxelyn’in gözlerine baktı.

“Hiç pişmanlık duymaz mısın? Belirli bir zamanda belirli bir seçeneği en üst seviyeye çıkarsaydın daha iyi olurdu. Belli biriyle biraz farklı bir ilişki kurmuş olsaydın ne güzel olurdu.”

“...”

“Ayrıca önemsiz bir kötü kadın unvanıyla ölmenin israf olacağını düşünüyorum. Yaşamak istemiyor musun, Roxelyn?”

Roxelyn bir süre gözlerini kıstı, ardından kısa bir nefes verdi ve başını demir parmaklıklara yasladı.

Görüşü azalıyordu ve avucundan akan kan duracak gibi değildi.

Gerran ancak yerdeki kan havuzunu görünce tereddüt etti ve Roxelyn’in yüzü karanlıkta bile soluktu.

“Sen…”

“Sana demedim mi, Gerran? Çok hastayım. Vücudum doğduğumdan beri sağlıklı değil. Her an ölebileceğimi duyarak yaşadım.”

Buna rağmen baya bi’ yaşadım, değil mi?

Roxelyn, zayıf bir sesle mırıldandı ve Gerran’ın gözleri büyüdü.

“Aslında sen beni yakalamadan önce belli bir ilaç aldım. Belirtilerin ortalama olarak yedi ile on gün arasında ortaya çıktığı bir ilaç. Kanın pıhtılaşmasını önlüyor.”

Her ne kadar bu, o zamana kadar ölümcül bir yara almamı gerektiren bir risk olsa da.

Roxelyn nazikçe ekledi.

Eğer kan durmazsa kişi ölür. Basit sağduyu kullanılarak yapılan riskli bir hamleydi.

Gerran’ın sertleşen ifadesini görünce eğlenircesine güldü.

“Bilmediğin şeyler vardı. Zafer benim elimde.”

“Beni arkamdan bıçaklayan ilk kişisin.”

Bu bir onurdur.

Sanki ancak ölümle yüz yüze geldiğinde kendisini çevreleyen keskin dikenleri üzerinden atmış gibi dudaklarında yumuşak bir gülümseme belirdi.

“Gerran, ben yalnızdım.”

Gerran duraksadı.

“Kaçmak da o kadar kolay değildi. Yani…”

Roxelyn görüşünü kaybettiğini biliyordu. Sonun geldiğini hissettiği için ağzının kendi kendine hareket etmesini engellemeye zahmet etmedi.

Zeminden bir sıçrama sesi geldi.

“Soruna cevabım ‘hayır’.”

Konuşmayı bitirdiği anda parmaklıklara yaslanan Roxelyn’in vücudu, yere yığıldı.

“Her zaman insanları şaşırtabiliyorsun.”

Küçük mırıltı sona erdikten uzun zaman sonra bir yerden yeşil alevler yükseldi ve zindanı sardı.

“Birinin ölümünü dilemek mi? Nasıl olur da böyle bir şey söyleyebilirsin? Utançtan öleceğim şimdi. İşte böyle davrandığın için insanlar seni rahatsız edici bulup sevmiyor.”

Tekrardan gözlerini açtığında Roxelyn yatakta oturuyordu. Çok özlediği biriyle karşı karşıya kalmıştı.

Onun üvey annesiydi, Roxelyn’in evi terk edip uzun zaman önce kendine yer edindikten sonra öldürdüğü ilk kişiydi.

“Gerran, seni orospu çocuğu…”

BÖLÜME TEPKİN NE?

Tepki bırakmak için .


Yorumlar

(0)
Yorum yazmak için .

Yorumlar yükleniyor...

Okuyucu Klavye Kısayolları
Sonraki Bölüm
D veya
Önceki Bölüm
A veya
Kısayollar Rehberini Aç ?
Moddan / Pencereden Çık ESC